Hit Kazan

   
  ERAY DÖNER
  MANAS BÜYÜK GAZA 2
 
 

BÜYÜK GAZA (II. Bölüm)

"Er Şuutum, Gök yeleli kurdum Pekin'e han oldu diyeceğine başı derde girdi desene, altın tahta oturdu diyeceğine eceli geldi desene. Kaç kere söyledimse de sözümü dinlemedi, söylediğime yanaşmadı. Pekin beş günlük yol dedi. Pekin'in halkı hor dedi, Şuutum. Kakançin'e han olursa, boğazından yenilir, Pekin'e tutulursa bahadırların tamamı Çinlilere yenik düşer, Şuutum. Duyduğuma göre Pekin'e giden geri dönmezmiş, oraya tutulan sağ kalmazmış. Dikkatle dinle Er Şuutum, yüce soylu efendim evladını ne zaman görecek? Arkasında erkek oğul kaldı, kötü niyetli akrabalar kötülük edecektir, beyim Pekin'de ölürse gözümden yaş kurumaz!" dedi Kanıkey hıçkırarak ağlayıp.

O gece Kanıkey acayip bir rüya gördü. Talas'tan ateş çıkıp her yeri kapladı. Kocaman gölün suyunu kuruttu, çukurdaki ve düzlüklerdeki çınar ağaçlarını yaktı.

Uykudan korkup uyanan Kanıkey'in dünyası kararıp kötü rüya gördüm diye yırtık keçeyi saçıyla birlikte yakarak külünü boyasız kulplu ağaç çanaka koyup "Gece gördüğüm kötü rüya yırtık keçe gibi yandı, evde külün dahi kalmadı, çık" diye tütürüp eşik yanındaki çiğlerin arasına ters çevirip bıraktı. "

Han hatunu Kanıkey Er Şuutu'yu beyaz çadıra çağırdı. Beşikteki bebeğine bakıp haberciye şöyle dedi:

"Er Şuutum, dinledikten sonra yola koyul. Bir an evvel bahadır manas beyimi oğlunun haberini ulaştır, oğlun seni özlemiş diye söyle. Kanıkey ağlıyor de," Kanıkey siyah gözlerinden yaş akıtıp, şaşalayarak küçücük bir mektup verdi.

Şuutu Bahadır Manas'ın gâzâya bineceği yürük atlardan eğitilmiş Tayburul'u yedeğe alarak tekrar Büyük Pekin'e atlandı.

Er Şuutu'nun döndüğünü gören Agınay kızı Aruuke gelerek: .

"Amca, bakar mısınız, Almambet arslana iki kelime amanet sözümü ulaştırın, bir zahmet" dedi...

"Yavrum kulağım sende" dedi Şuutu "Bir kelimesini eksik ulaştırırsam, Tanrı beni lanetlesin."

"Amca, doğuracak günlerim sayılı. Bahadırıma hediye olarak nakışlı altın mendilimi götür" dedi. Aruke.

Şuutu kul tulpar atını oynatıp altı gün yol yürüyerek Pekin'e ulaştı.

O günlerde Alevke'nin oğlu Kongurbay otların üzerinde süzülerek yılan gibi aralıyordu, ormanları arslan gibi yokluyordu, zehire bandırılmış baltasını eline alarak Kırgızların yiğidi Manas'ı öldüreceğim diye brikatları dolaşıp duruyordu, utancından kendi şehir Çet-Beecin'e girmeden yolları bekliyordu.

Akşam olup karanlık çökerken, Çet-Beecin'e ulaşmak üzereyken, kapıdan içeri girerken Er-Şuutu Kongurbay'a rastladı.

Düşmanın kurdu Er Kongurbay Ala-Dağ'a haber gönderip Er Şuutu'nun gittiğini öğrenmişti. Talas'tan haber gelecek diye yolu kesip bekliyordu. Er Şuutu'yu görür görmez Algara atını sıçratıp, ağzından rüzgar çıkarıp dağdan çıkan arslan gibi saldırdı.

Kongurbay'ı gören Şuutu kulun bileğinden derman gitti, yüreği yerinden oynadı. O atını geri çekemeden, arkasına bakmadan Taybuuruldun üzengi kayışına basarak kaçtı.

Ölesiye kaçam Şuutu nehirin bataklığına tutuldu. Kongurbay yaklaşmaya başlarken keyfi kaçan Şuutu atını mahmuzlayarak nehire bırakmıştı, yetişkin tulpar hiç şaşmadan çabucak nehirin öteki kıyısına atladı. At atlarken kesenin ağzı açılıp Kanıkey'in yazdığı mektup nehire düştü. Şuutu kul düşen kağıda bakmadan Çet-Beecin'e doğru kaçtı. Fazla geçemeden, gözü açıp kapayıncaya kadar (Azizkan'ın) altın perçemli, saçaklı kuşak oğlu Almambet Sarala'yı eyerleyip, Talas'tan çıkan habercinin gelmesi yakındır diyerek, yolları gözlüyordu.

Şuutu'yu takibe alın Kongurbay'ı görünce tahammül edemeyerek, "Manas" diye bağırarak hücum etti.

Almambet'i gören Kongurbay bu kahrolası beni rahat bırakmaz diye düşünüp çarpışmaya cesaret edemeyerek başka bir yana saptı.

Alevke'nin herifi Er Almambet'ten ölesiye kaçarak kurtuldu.

Herif kaçıp gittikten sonra bahadır arslan Almambet Talas'tan gelen haberci Şuutu'ya döndü.

"Yakışıklı Er Şuutum, var ol! Cıvıl cıvıl kuşları olan, bülbülü öten ılgın ağaçlı geniş Talas'ın esen mi? Yiğitlerini yetiştiren halkın sağ mı? Arkamda erkek evladım yoktu" ama Agınay kızı Aruuke zevcem sağ salim mi" dedi Almambet, Er Şuutu'ya sarılarak.


 

"Kanıkey'in idare ettiği halk sağ, bahadır! Altın karargah yerli yerinde bahadır. Sevgilin Aruuke sana çok selam söyledi. Aruuke yakında doğuracakmış bahadır. Almambet arkamda erkek evlat yok diye üzülüyordu, Pekin'den gecikmeden çocuğunu görmeye gelsin diyor."

Bu haberi duyan, çocuk hasretiyle yanan Er Almambet aşırı sevincinden gözyaşı dökerek ağlamaya başlamaz mı.

Kapı bekçileri de Han, sarayının bekçileri de Er Almambet ile Er Şuutu'ya saygıyla eğilerek yol açtılar.

Bahadır Manas sabırsızlanarak Talas'tan haber bekliyordu. Er Şuutu'yu kendisi karşıladı.

"Er Şuutum iyi haberlerin var mı?" dedi Manas.

"Efendim, Manas! Hanım Manas! Müjde! Oğlun olmuş! Adını Semetey koymuş!"

"Hayırlı olsun, Tanrım oğlumu korusun!" dedi Manas keyiflenerek "Er Şuutum! Sağ salim Talas'a ulaşırsak hediyen için dokuzar hayvan vereceğim! Üzerine elbise, altına at vereceğim! Bana kuvvet verdin, canıma can kattın!"

"Bahadır, Han anamız altı yürük at verdi, küçücük bir mektup verdi. Emanet mektubu suya düşürdüm. Bahadırım Pekin'de yatmadan hemen Talas'a geri dönsün diyor, Biricik oğlunu ne zama görecek diyor."

Bahadır Manas Kanıkeyi'in bu sözlerini önemsemedi.

"Sağ olursak yerimize gideriz, Er Şuutum" dedi Manas.

Manas Kırgızlardan olan on iki ordunun bilgiç hanlarını, yiğitlerini hepsini topladı.

Bahadır Manas yiğitlerine emir verdi:

Kahraman Bakay, Katağan'dan Han koşoy, Eleman'ın oğlu Er Töştük başta olmak üzere pekçok yiğit Ala-Dağa döndüler. Pekin'e ulaşan ordu şimdi bir göç kafilesine benzemişti. Göbek kanımız damlayan yer neredesin diye yola koyuldular. Altın hanın herkesten evvel dönen bazı adamları bahadır Manas hakkında dedikodu yaymaya başladı.

"Çinlilerin altın tahtına tutuldu, altın tahta halkını sattı."

"Talas'a canlı dönmez. Manas'tan önce hanlığı alacağız. Muradımıza ereceğiz."

Böyle diyen altı han sevinerek Ala-Dağ'a doğru hareket etti.

Er Kongurbay, başına ok işlemez miğfer giyip, bileğine ejderhanın zehirine altmış gün bandırılan altın yay ve balta geçirip, gece uyumadan, gündüz dinlenmeden Manas'ın han sarayını bekledi. Yedi gün, yedi gece beklediği halde taştan daha dayanıklı olan kapıdan ieri giremedi.

Kongurbay Han sarayını görüp gizli sırlarını öğrendikten sonra, yanındaki bir çok dil bilen rahibi dilenci kılığında giyindirip eline değnek verip, omuzuna beyaz heybe koyarak Kırgızca vird çektirip kapıdan içeri soktu.

Dilenci Manas, Han'ın aşçısı Şuykuçu'ya gizlice uğrayıp, tabak kadar ekmeğin içine gizlediği mektubu alarak çıktı.

Kongurbay ekmeği yarıp mektubu okudu ki, Şuykuçu Han Manas'ı öldürmenin yolunu yazmıştı. Mektupta şöyle demişti: Pekin'i yöneten Manas'ı savaşarak, güreşerek yenemeyiz. Bunun bir yolu var: "Her Cuma günü bir defa şafak sökerken, yer aydınlanırken, nehir kıyısında yüzünü elini yıkayıp, çıplak ayakla, silahsız, yalın kaftan giyinip, korkusuzca yere ve suya ibadek edip sükûnetle oturur. Omuzunda avuç kadar bir beyaz var. Ecelin girebileceği yer orası. Ondan başka çare yok."

Kırk çoranın içinde o gün bekçilik sırası Acıbay'a gelmişti. O hiç aldırmadan, dışarıdan düşman gelebileceğini düşünmeden, mızrağını yere saplatıp at üzerinde taşa dayanarak uykuya dalmıştı.

Şafak sökerken, çoban yıldızı belirdiğinde, Gök yeleli kurt bahadır Manas kuleyi doğru çıplak ayakla çıkageldi. Gök nehirin kıyısında önüne beyaz çarşaf serip oturmuş atmakta olan tan ışığında kırmızıya çalan beyaz, yüksek dağa imrenerek bakıyor. Anrıya ibadet edip Güneşten yaşam gücü alarak sükûnetle oturuyordu. Bu adeti çocukluk yıllarında Oşpur'dan öğrenmişti

Kalmuk hanı Kongurbay gevşeyip oturan bahadır Manas'ın omuzuna iki eliyle baltayı indirdi.

Bahadır manas yere serildi.

Yıkılmış dağın çıkarabileceği sese benzer bir sesle korkup uynandı Acıbay. Bahadır Manas'a gelip baktı ki, Manas yerde uzanmış yatıyordu. Etrafına bakında, kara oyuktan bir karaltı kaçmaya çalışıyordu. Acıbay ata binerek kaçan karaltıyı mızraklı vurdu.

Kongurbay kanatlı atını kaleden atlatıp kaçaken kendini kaybedip bir hendeğe düşmüştü.

Bekleyip duran Şuykuçu kimseye sezdirmeden herifi çukurda besledi, üç öğün yemeğini verdi. İlaçla tedavi ederek sönen ateşini tutuşturdu, ölen canını diriltti. Büyücü Şuykuçu, Kongurbay iyileştikten sonra onu müslüman kılığında giyindirip eline değnek verdi. O, halktan sadaka isteyerek, dilenci kılığında oradan çıktı.

Er Kongurbay, Kakançin halkına Manas'ı geberttim diye haber verdi.

Han Manas'ın yarısını gören Almambet şaşırdı.

"Lanetli dünya, dostım Manas varken nice yiğitleri yola getireceğim diyordum. Çin değil, dünyayı ele geçireceğim diyordum. Sıkıştırıp gelen ordu olsa da yanımda Manas vaken gök ile yerin ortasını toz duman edeceğim diyordum." Almambet iki gözünü kırpmadan yaş döküp, Çin'in bin çeşit ilacını getirtip hen gün ilaçladı. Kan kaybından sararan Gök yeleli kurdun içeceğine kavutu ilave ederek kaynatıp verdi, kısrağın karın yağını yarasına sürerek ağrısını giderdi. Onu eski haline getirip ata bindirdi. Bahadır Manas iyileştikten sonra o biricik oğlunu görsün diye bol erzak hazırlatıp binlerce askerle birlikte kimseye bildirmeden onu büyük Talas'a yolcu etti.

Atlarını esirgemeden yol yürüdüler. Günler geçti. Arslan Manas: "Geçenlerde halka Pekin'i itaat ettirdim diye haber göndermiştim, bugün başına balta yiyip, Çinlilerden korkup altın gümüşünü yağmalayıp kaçıp gelmiş demezler mi millet? Takdirim gelmişse öleyim. Ne olursa orduyla beraber olayım" diye düşündü.

Kahraman yiğit ordusunu durdurup karargahta kalan askerlerden haber bekledi.

Durdurulan kalabalık asker etrafına taştan barikat kurup, herkes bir keçe evi dikip dinlendi.

Pekin'deki Çin ordusu harekete geçip, dört taraftan gelerek Han sarayını kuşattı.

Han sarayında davul vuruldu, kırmızı sancak taşıyan Kırgızlar kalabalık düşman ordusunu kumluk çölde karşıladılar.

Bu sefer de kanlı savaş oldu. Tet tek dövüşler olmadı, ineğin üzerindeki tüyler kadar fazla olan iki ordu birbirine girdi. Dağlar birbirine çarpılmış gibi gümbür gümbür ses çıkarıyordu.

Korkunç gürültüyle yeryüzü sarsılıyordu, kanlar nehir gibi akıyordu. Güneş yüzü görünmüyordu. Kırgız ile Çinli birbirinden farkedilemiyordu. Mızraklar parçalanıp atların belleri kırılmuştu. Yiğitler yerde karınca gibi dizilmiş yatıyorlardı, cesetler dağ gibi olmuştu.

Bugan gördüğün yarın yok, bu dünya işte böyle bir bok imiş.

Kahraman Manas'ın dayanacağı yiğitler olmasa da, su iç dese zehir içen, börk al dese baş alan, kan dök dese midesini boşaltan, uzatanı geri çevirmeyen, hiçbir şeye aldırmayan, oktan, ölümden kaçmayan, düşmanı görse geri çekilmeyen kırk çorası gittikçe çoğalıp sel gibi gelen düşmana direndi. Başa felaket geldiğinde cesur yiğitler hiç dinlenmeden, uyumadan, gündüz soluk almadan, gece durup kalmadan dövüştüler.

İçecek bir yudum suyu bulunmayan çölde dokuz gün savaş oldu. Yaralanmayan yiğit, ayakta durabilen at kalmadı.

Kırk hanlı Çinliler bitecek gibi değildi, öldürdükçe çoğalıyordu, güçleniyordu. Çinlilerin bir inek tüyü kadar çokluğuna önce pek aldırış etmeyen Kırgızların yiğitleri kendi aralarında şöyle konuştular:

"Bitecek derken bitmeyen, inatçı Çinliler yıkıp savuran sel gibi imişler."

Kırgız askerleri şaşırmış ne olacak böyle diye düşünüyorlardı. Öndekiler ölmüş arkadakiler manas'a doğru kaçmaya başlamışlardı. Tam bu sırada kaplan gibi yiğit olan Almambet hünerini gösterdi. Vadiye yağmur dolu yağdırıp bulutla yeryüzünü örttürdü, yazı kışa çevirdi.

Yalın giyinen Çinliler soğuktan Kırgız ordusuna saldıramadı.

Kırgız ile Çin ordusunun savaştığı yere uçan kuşların kanatının yandığı İt-Ölbös denen çöl idi.

Dizkapağı kadar bir dağı, eyerin oyuğu kadar bir çukuru, içecek bir yudum suyu, yolup yiyecek bir otu olmayan kırk günlük yol idi.

İt-Ölbös çölünde yeniden kan kokmaya başladı. Uçan kuşlar helâk oldu, bembeyaz taşlar kızardı.

Kırgızların yiğitleri vur kaç savaşı yaparak çekildiler.

Vur kaç savaşı yaparken üç kahraman Çubak, Sırgak ve Almambet tek tek girip arslan gibi kükreyerek atlarına kamçı çalıp, sağ sola bakmadan, öleceklerini düşünmeden, canlarına hiç acımadan, yaralanmalarına aldırmadan, çarpışmakla yorulmadan, dövüşmekten kaçınmadan, Çinlilere boyun eğmeden günlerce vuruştular.

Almambet'in askerleri, bahadır Manas'ın yanına ulaştılar. Bahadır Manas Çin'e mahsus gelip nasıl kaçıp gideceğim diye başını çevirip duruyordu, peşinden yetişen üç bahadırı gördükten sonra çok sevindi.

Yarasına aldırmadan, ölümü hiç düşümeden, belini sıkıca bağladı. Gayrete gelip düşmanın karşısına çıkan Han Manas'ı gören Kırgızlar utanıp karşılaştıkları düşmanı öldürmek için tekrar savaşa girdiler.

"Bahadırlar, başınızı kaldırın! Namusunuzu koruyun!" dedi Manas bağırarak.

Çinlilerin dalgalanıp yürüyüşünden toprak toz duman oldu, gökyüzü gözükmez oldu. Etraf gürültüyle sarsıldı, atların kişnemeleri, kılıçların, kalkanların birbirine vuruluşu, insanların, atların inlemeleri yankılanıyordu.

"Manas! Manas!" diye duyulan parola Kırgızlara cesaret ve güç veriyordu.

Gaddar Kongurbay kalabalık Çinli, Mançu ve Kalmukları hayvan gibi dövüp kavgaya sürükledi. Bu sefer nice nice yiğitler helak oldu, nice atlar eğersiz, sahipsiz kaldılar. Atlar kızıl kanla boyanan çölde yıkılan yiğitlerin arasında dolaşarak acı acı kişnedi.

Her iki tarafın ordusu kuvvetten düşerken Kalmuk hanı Kongurbay bir hile düşündü.

Han Manas'ın önüne beyaz bayraklı Çin elçisi geldi.

"Han Manas'ı, ölümden çekinmeyen savaşçı olduğumuz anlaşıldı. Han Kongurbay yedi günlük süre istiyor. İl yöneten Han Karahanla akıl danışalım. Ölen yiğitlerin cesetlerini toplayalım. Artık sizi Büyük Pekin'e götürüp altın taç giydirip ulu han yapalım" dedi.

Bahadır Manas elçinin yalvarışına inanıp Çin ordusuna yedi gün süre verdi.

Kırgızlar halsizlenip yorulan askerleri Çinliler itaat etti diye rahatça uyumak için silahlarını çözdüler. Atlanı otlatıp keyifle yattılar.

Bahadır Manas'ın Çin ordusuna süre verdiğini iki gecikmeyle öğrenen Almambet şaşırıp kızarak şöyle konuştu:

Manas kandırıldığını sezse de başkalrına belli etmeden kendini savundu.

''Ey Almambet, yiğide yakışmayan sözü söylüyorsun. Yiğit tahtta değil, eğer üzerinde ölür. Erkek doğan halk ölmez. Başımıza geleni görürüz, bahadır.''

Er Almanbet sezgisi kuvvetli adam idi, tahmin ettiği doğru çıktı. Çin ordusuna haber almak için giden Acıbay dönüp şöyle dedi: '' Çinlilerin güneşi doğmuş. Tüpkör'den yeni ordu gelmiş. Nişancı Şipşay'ı getirtmiş.''

Kandırıldığını anlayan bazı Kırgızlar yaralı olan bahadır Manasa acıyıp onu acle ile yola çıkarıp gönderdiler. Kendileri ise tekrar gazaya giriştiler.

Çinliler boz alaca sancak alıp, zurna çalıp, az kalan Kırgız askerlerini çevirdiler. Kızgızlarda ''Manas'' paralosı çağırarak toptan savaşa gittiler. Gayretli erenler canını hiç düşünmeden tutuştular.

Hayvanlardan at öldü. Yiğitlerden arslan öldü, nicesinin kanı döküldü. ağızlarını açarak ölen atların leşi dağ gibi oldu. Bıyıklarını kıvırarak ölen yiğitlerin cesedi dağ gibi oldu.

Manas hanın kırk çorası rast geldiği tarafa saldırıp , arasıra çarpışmaya girip zor anlarda yiğitliğini gösterdi.

Çinlilerin yiğidi Kongurbay yaralı olan Aydarhan'ın oğlu Er Kökçe'yi öldürdü .Buudayık Han'ın oğlu Muzburcak Kökötöy'un oğlu Bokmurun öldü.

Yiğitlerden ayrılan Er Sırgak Kökcebiç'ini koşturup, Çinlilere, haykırarrak saldırdı, rast geldiğini devirip, yedi yiğide bir anda kılıç saçıp gidiyordu.

Er Sırgak'ı görüp kaçan Çinlileri geri çevirmeye çalışan Alevkenin oğlu Kongurbay nişancı şıpşay yalvardı.

'Kurban olayım Şıpşaycığım bu Kırgızların Sırgak denen bahadırı genç olsa da pekçok yiğidimin belini kırdı. Beni öldürmek istiyor. Kurban olayım nişancım başkasını demiyorum, şu Sırgak'a bir bak.''

Karacoy oğlu Şıpyay denen ateş gözlü, usta nişancı, Er Kongurbay Er Almamber ile gençliğinde Suuk-Tör denen ormanlı dağda tek gözlü Ejderin yanında beraber okumuştu canbazdı, yürük atı vardı. Karanlıkta iğnenin deliğini şaşırmadan vuran, önünden insan geçemeyen, oku boşa gitmeyen, benzeri bulunmayan bir bela idi. Kırgızların Sırgak bahadırını hedef aldı.

Kahraman Sırgak soluk almadan düşmanın ortasını yaran Kırık Çoraya yardın ediyordu.

Çin askerleri bağıra bağıra kaçıyorlardı.

Er Sırgak sancağın bulunduğu yere ulaşıp nişancı Şıpşay'ın babası Karacoya saldırıp onu devirdi. O kendini kurtarınacaya kadar bahadır Almamber sarala atına kamçı çalarak gelip korkunç bir haykırışla Pehlivan Karaçoy' un başını kesti.

Başında taş işareti bulunan bu Çinli zattan ayrılan Kongurbay yaygara koparıp bıyıklarını yolarak Almambet'i öldüreceğim diye atına kamcı çaldı.

Er Kongurbay Algarasını koşturup Almambete yaklaşmış, onu devirmek üzereyken Er sırgak yan taraftan çıkıp kocaman herifi at üzerinden keçe evini devirir gibi devirip geçti.

El Sırgak herifin Algarasını ganimet alıp götürmek üzereyken altındaki Kökçebiç sürçüp başındaki çelik kalkan uçup düştü.

Tam bu sırada hedef bekleye duran nişancı Şıpşay yay attı. Er Sırgak olduğu yere düşüp yığıldı. Kökçebiç onun etrafında dönüp dururken ona da ok isabet etti.

Yiğitleri kaybeden Almambet Çin ordusuna nişancı Şıpşay'ın geldiğini anladı. Anladı, ama ne yapabilirdi ki. Çin askerleri nişancıya sancağın yanına koyup, gözbebeği gibi koruyorlardı. Kimseye göstermiyorlardı, etrafını yılan gibi sarmışlardı. Şıpşay'ı elime geçireceğim diye ellerini kaldırıp etrafına bakmadan canını hiç düşünmeden tek başına saldırdı sevgili yiğit.

Canım dostum Almambet'e yardım edeceğim diye, uzun boylu, geniş omuzlu, arslana yenilmez, hesapsız sayıdaki askere hiç aldırmadan saldıran Han Bakay'ın oğlu Çubak da kavgaya girdi.

Er Çubak gelişkin belini kuşanıp Kögalasına kamçı çalarak Çinlilerin Kancarkol adlı pehlivanını öldürdü. Kancarkol'un öldüğünü gören Er Kongurbay gözlerinden ateş çıkarıp, taşı yaracak şekilde kükreyerek gelip Er Çubak'ı devirdi.

Çubak atından düştüğünde onu altı bin kadar pehlivan kuşattı. Çaresiz kalan kahraman Çubak öleceğim diye düşünmeden, gökten inen altı çeliğin biri olan keskin kılıcını eline alıp karşısına çıkanı öldürdü. Er Çubak dokuz gün kudurmuş düşmana karşı direndi.

Canım Çubak nerede diye arayan Er Almambet etrafı sarılarak başı derde girmiş durum daki dostunu görünce korkunç bir şekilde haykırdı. Önüne çıkan yiğitleri kılıcıyla mızrağıyla sançarak Er Çubak'a ulaştı. Onu saralaya bindirip kaçırdı.

Er çabuk yolda duran Kögalasına bindikten sonra kaçmayı bırakarak geri döndü ve savaşa girdi.

Şafak sökerken, yer aydınlanırken Manas'ın kırk çorası birbirinden ayrı düştüler. Erenlerin her biri en az altı yerinden, bazıları yetmiş yerinden yaralandı. Çöl-Meydan alnında Kırgızlar bölünüp çaresiz vur kaç savaşı yaparak kaçmaya başladı.

Beli kırılan ordusunu gördüğü için kederlenerek ağlayan Almambet, kırk yiğide yalvardı:

''Yapmayın kırk çora, direğimiz Manas yanımızda olmasada dalgalanıp gelen Çinlilere durmadan savaşalım, orduyu kurtaralım. Ordudan ayrılıp Er Manas'a nasıl bakarız. Pis murdar kırk çora kaçıp kayboldu demezler mi?''

Almambet'in arkasından Manas'ın kırk çorası gazaba gelip atılarak bağırıp gazaya girdi. Günlerin gelip geçtiği bilinmiyordu. Argın Han'ın oğlu Acıbay'ı Çinliler canlı yakalamışlardı. Acıbay'ı gören Akbaltanın oğlu Çubak da yetişti. Yiğit Almambet arslan da Çinlilere saldırdı. Sevgili Almoş Acıbay'ı atının arkasına alarak kaçırdı.

İğrenç Çinliler bölüklere bölündüler. Öldürdükçe çoğaldılar, gittikçe güçlendiler.


 

Ah, geniş dünya dar oldu. Yeryüzü yiğitlerin, atların kanlarıyla sulanıp silkindi. İçecek bir yudum su bulamıyordu. Atlar susuzluktan ölüyorlardı. Yiğitler baygın düşmüşlerdi. Nice dayanıklı pehlivanların vücudundan kan sicim gibi akıyordu. Onlar mızraklarına dayanmış halsiz duruyorlardı.

Otlar arasına gizlenen, renkli elbise giyinmiş, göze görünmeyen nerede olduğu bilinmeyen nişancı Şipşay kuvvetten düşen Kırgızlara yay çekerek yağmur gibi ok yağdırdı.

Derken gazaba geldiği zaman sayısız askere bedel olan, Noygutların kahramanı Han Balta'nın oğlu çubak öldürüldü. Kırk çoranın kuvvetlerinin çoğu öldü.

İt-ölbüs`ün çölünde, kalabalık Çinlinin içinde yalnız kalan Almambed, gözlerinden yağmur gibi yaş döküp yiğitlerin intikamını alacağım diye çok sayıdaki Kalmukla savaştı.

Çinlilerin kızıl püsküllü yiğitleri de kırıldı. Buna üzülen Kongurbay Şıpşaya'a yalvardı:

"Bahadır, nemli otla yanan ateş kötüdür, kendi içerisinde çıkan düşman kötüdür. Sırrı bilen Almambet kötüdür. Halkımı bu domuz kırıp bitirdi, yiğitlerimi öldürdü. Başkasını vurmasan da şu Almambet'i vur. Önüne çıkıp kaçmış gibi yaparak yaklaştırayım. Köpeği gebertiver, öcümü alıver."

İnsanlar arasında benzeri bulunmayan, belini sıkıca bağlamış, kılıcı belinde çınlayan, baltası belinde tınlayan, sırlı mızrağı sivrice duran, kara bulut gibi gözüken, azrail'e benzeyen, ağzından ateş saçan, önünde altı bin yiğide bedel, arkasında ejderhanın heybeti olan Er Almambet tepeden çıka geldi.

Almambet'in heybetini gören kongurbay sağ sola kamçı çalarak kaçtı.

Almambet, Mançu'yu elime geçireyim diye, etrafına bakmadan, anını hiç düşünmeden onu takipetti.

İki bahadırın atlarının yürük olduğu düz alanda belli oldu. Yamaçta Kalmuk yiğidi Kangurbay'ın çift kanatlı Algarası karaca gibi uçuyordu. Yokuşa gelirken Almambet'in Saralası da peşinden yetişmek üzereydi.

Sarala hayvanların en yürüğü idi. Ancak bu kez başını yere eğerek hızı kesilmiş bir halde gidiyordu. Er Almambet Saralasına şöyle yalvardı:

''Mahrem dostum Sarala, Kambarboz'un soyundansın, beni Kongurbay'a ulaştır, ona mızrağımı bir saplarsam hasretim gider.'

Düz alana gelirken hızlanan Sarala Algara'ya çok yaklaştı, bu sırada soylu arslan Almambet Kongurbay'ın sağ omuzuna mızrak sapladı.

Kongurbay şuurunu kaybetti, gözleri karardı, ayakları üzengiden kaydı, kuskuna tutunarak kaçıyordu. Kürek kemiğine saplanan mızrak dal gibi eğilmiş sürükleniyordu.

Almambet ise Kongurbay'ı eteğinden yakalayım, elime geçerse kurbanlık adeyim diye iki gözü dört olmuş Sarala'ya kamçı vuruyordu.

Bu sırada göz açıp kapayıncaya kadar Argın Han'ın oğlu Acıbay kaşısına çıkarak Almambet'in Saralası'nın dizginini çekti.

''Yapma Almaağa, hiddet düşman, akıl dosttur! Kökü sağlam olan kafirle boy ölçüşme! Kaçıyor gibi görünüp seni tuzağa düşüreceğe benziyor! Sabret, Almoşçığım güzelim ne olur.''

Acıbay ağzını kapayınca kadar düşman kalabalıklaştı ve Almambet'i ortaya aldı.

Kahrolsun bu dünya. Zavallı Almambet'in yüz yerine mızrak saplandı, dolu gibi yağan okla yetmiş yerden yaralandı. Emanet canına güç katıp, zorda kalmasına rağmen hiçbir şeye aldırış etmeden Çinlilerin kuvvetlerini imha etti. Kan içmeden kınına girmeyen hedeften şaşmayan, taşı parçalayan kılıcıyla düşmanlarını perişan ediyordu.

Er Kongurbay dağın yamacında gözüktüğünde Han Almambet ısrarla, hiddetle Saralayı kamçıladı. Kuvvetten düşen Sarala bir kara taşa takılıp sendeleyerek düştü.

Derken fırsat bekleyip duran nişancı Şipşay bahadır Almambet kalkanını başına geçirinceye kadar ona yayını çekiverdi.

Er Almambet vuruldu. Büsbütün açık olan gök bir anda karanlığa büründü. Kırgızlar için büyük kayıp oldu. Almambet ölünce sevgili arslanından ayrılan kalabalık ordu üzülerek ağladı.

Üzerinde eyer takımı bulunan Sarala sağ ayağına ok isabet ettiği için üç ayağıyla koşarak muhabere alnından çıktı. Kulunu kaybetmiş kısrak gibi kişneyip sırdaş dostunu aradı.

Kırgızların bir avuç ordusunun kuvvetlilerinin çoğu savaşta şehit oldular. Kırk çoranın on ikisi öldü. Ordu Almambet gibi komutanından, dayanacak dağından mahrum kaldı. Kuvvetten düşüp halsizlenen kırk çoranın sağ kalanları toplanarak Çinlilerle kanımızın son damlasına kadar savaşalım mı, ya da geriye dönelim mi diye akıl sormak için gerideki yaralı Manas bahadıra haberci gönderdiler.

Irman'ın Irçı oğlu Han Manas'ı görünce sol böbreğini tutup kamçısıy yere dayanarak şiir söyledi, kırk çora yiğitlerinin öldüğünü, askerlerin kırıldığını, ezildiğini şiirle anlattı.

"Arslanım beyim. Han Manas. asil arslanlardan ayrıldık. İt-ölbös'in çölünde dövüşüp çolpan gibi çorarlardan ayrıldık. Bahadır Almambet'in kılıcı eğildi..."

Acı çeken yaralı kaplan Manas çok üzüldü, doğan gözü gibi gözlerinden yaşlar aktı, yüreği sızlayıp hıçkıra hıçkıra ağladı.

"Yüce soylu, sevgili Almambet, ikiz kuzu gibiydik, senden ayrılıp nasıl yaşarım! Asillerden ayrılıp Talas'a gitmektense Pekin'e girip öleyim! Lanetli Çinlilerden Almambet'in öcünü alayım..."

Onun sesi yedi kat yerin altına, yedi kat göğün üzerine ulaştı.

Han Manas'ın bu durumunu gören yiğitleri acıdılar. Dermansız kalan canlarından umutlarını kestiler.

Bahadır Manas gayrete gelip zırhını giydi, davul çalarak gerideki eli silah tutmaya yarayan askerleri topladı.

"Ya erenler gayrete gelelim! Namus için adlanalım"dedi Manas

"Han'ın sözü, tanrının iradesidir. Erkek adam halkın için de değil, düşmanın karşısında olmalı" diyerek gerideki dermansız askerler Çinlilerle savaşan Kırgızlara yardım etmek için hareket ettiler.

Kırgız ordusu bozguna uğrayıp kaçmaya başlamıştı. Bahadır Manas'ı uzaktan görünce parolayı söyleyerek tekrar savaşa girdiler.

Yiğitlerini kaybeden Bahadır Manas kahırla bağırıyor koruyucu muskası koltuğunda sallanıyordu. Kara alaca arslanı yanında atılıyordu. Çinlileri yok etmek için Ak-kulaya binip at mızrağında tutunup etrafa sert sert bakıp duruyordu.

Manası bulamayan Çin nişancısı Şıpşay kocaman bir taşın yanına koşarak geldi. Manasın kendisini vursam ok işlemez diye altındaki, Akkulayı vurdu Şıpşay.

Kaplanın Ak-kulası önce kişnedi çenesini Manasa dayayarak başını kuzeye çevirdiği halde dağ yıkılmış gibi düştü "Kurban olayım Akkula kanadın kırıldı. Mübarek tulparım yer yüzündeki tuynaklılar arasında bir benzerin yoktu. Yaşıtım kulam yürüyüşü hiç bir ata benzemezdi. "Manas'ın iki gözü iki çeşme oldu. Ak-kula'nın kumaş çulunu atıp, saplanan oku çekip çıkardı, boynundan kucaklayarak okşadı.

Yine eski Türklere göre, Evren, yani felek dönerken, dünya da onunla beraber dönerdi. Eski Türk şairi şöyle diyordu:

Bahadır Manas alaca saplı beyaz kılıcını çıkarıp devenin göz yaşları gibi gözyaşı dökerek kıvranan Ak-kula'yı kesiverdi.

Kıymetli cevher Ak-kula, Kırgızlar iyi uzmanları, en basiret sahipleri tarafından denenmiş, babası dağ kayıbı (dağda geviş getiren hayvanların hamisi) annesi çöl yürüğü, çölde doğup taşlar arasında büyüyen. Tay iken yedi kısrağın sütünü emen, dağ yamacındaki küçük derelerde dolaşan, nemli yerlerde ağnatılan kuyulu yerlerde irva edilen hırçın yürük bir hayvandı. Tuynağı çevirilmiş çanak gibi asil atların en kıdemlisi idi altı ay binilirse yorulmayan, keşife çıksa usanmayan, artçıya çıksa hastalanmayan, savaştan kaçmayan, gürültü duyarsa ürkmeyen, tulparın tulparı, atların kanatlısı bir at idi. Şimdi Akkula çanak gibi büyük tuynağıyla yere vurduktan sonra gözleri dağ koçunun gözleri gibi kızarmış, dört ayağını sağa sola kıpırdatarak yatıyordu.

O zaman Han Manas, nice hanları dize getiren bahadır Manas Pekin'e saldıran arslan , çölde yaya kal, geniş dünyanın dar, zahmetli dünyanın yalan olduğunu gördü, yalan dünya hayırsız dünya diyerek sitem edip kumu avuçlayarak yumruklarını ısırdı. Alp Manas beyaz kaftanının yakasını tutarak Tanrının yazdığı buymuş diye çaresiz durdu.

Manas zorda kaldığımda çekeceğim diye emanet olarak sakladığı ucu keskin okunu alıp eyer kadar kara taşın arkasına gizlenip ıssız çölde Kırgız'ın atını geberttik, kendisi nereye kaçacak diye sevinen Çinlilerin beylerine göz dikti

Islığı yankılanarak alev saçan ok şimşek gibi gürleyip, Çinlilerin nişancısı Şıpşay'ın gırtlağını delip geçti. Bunu gören Çinli askerler darmadağın olup kaçtılar.

Dişlerini sıkan, belini doğrultan arslan Manas yeni doğmuş güneş gibi heybetli gözüküyordu.

Böylece, Çinliler ve Mançular, Manası canlı yakalayacağız diye etrafını kuşattılar. Zavallı arslan anından umudun kesip şaşkın bir biçimde dururken yandaki taşın arkasından tanıdık bir ses çıktı.

Bahadır Manas şöyle bir baktı ki evliyaya benzeyen Er Bakay gökten inmiş gibi gök turpanına binmiş, Narbuudan ile Taybuurul'u da ile yedeğe almış bir şekilde bekliyordu.

''Ölen canı dirilten sönen ateşi tutuşturan ağabeyim burda mısın?'' Manas yaşıtı olan kaplan Bakay'ı attan çocuk gibi kaldırıp yere indirdi.

Bakay'ı sevgili yenge Kanıkey göndermişti. Kötülüğü altı ay önceden haber veren meleği olan mübarek Kanıkey kötü bir rüya görmüştü: Rüyasında tombul boyunlu gök boğa bayrağın altında bağırıyordu. Kargaları süren beyaz sungur kuşu kanatsız kalmıştı. ''Amca, dostun canlı ise alıp getir'' diye zavallı Kanıkey gözlerinden yaş döküp küçücük bir mektupla Er Bakayı göndermişti. Bakay mor vaşaklı kalpak giyip gök tulparına binerek geceli gündüzlü on iki gün yol yürüyüp Han Manas'a ulaşmıştı.

Ak buğday unundan yapılmış ekmeği yiyen, Kelime-i şerifi mırıldanan Er Bakay can dostu bahadır Manası geyik gibi boyun eğmiş çalı boylu çukura rastladığı zaman durmayan, ak kuyruklu Taybuurul'un üzerine Akkula'nın beyaz Moğol eyerini koyup bindirdi.

Kahkülü mor ipekle bağlı, kuyruğu ham ipekle demet yapılmış, ok işlemez çul örtülü yürüğe binip savaş zırhını giydikten sonra Bozkurt Manas, durur muydu artık, yada düşmanından geri çekilirmiydi. Kongurbay'dan öcümü alacağım diyerek ağzından rüzgar, gözünden ateş çıkarıp gazaba gelmişti.

Manas kırk çorasının sağ kalanlarını bir araya çağırıp onları gayrete getirdi, cesaretlendirdi, orduyu toplayıp mızrak tutanları, balta tutanları ve nişancıları ayırıp, güçsüzleri bir kenara çıkarıp, Er Bakay'ın eline bayrak verdi. Bahadır aç aslan gibi hırsla, ejderha gibi heybetle etrafını kuşatan düşmanla hiç şaşmadan savaştı.

Issız çölde Çinliler ile Kırgızlar arasında büyük bir katliam başladı. Birdenbire dağ kaymış gibi buram buran toz duman yükseldi.

Yiğitler atlarından yuvarlanıyor, atlar yerde kıç atıyorlardı. Katliam beş gün beş gece sürdü.

Zavalı Manas bahadır, Çinlileri perişan etti. Çin askerleri kaçarak büyük kapılı surları arasına girip kayboldular.

Pekin'in surları, kırk arşın yükseklikte idi, çevresine kazılan göl de kırk arşın genişlikte idi.

Toz dumanın giremediği, üzerinden kuşun dahi uçup geçemediği, kimsenin açamadığı kapısı taş gibi dayanıklı idi. Kırgızların güçlü alp erenleri surun dibine gelip kapıyı kıracağız diye bir biri ardına kapıyı omuzladılar.

Bu sırada mavi gökten bir ses işitildi. '' Tanrının oğlu, Manas! Çinlilere gücün yetmez, artık Pekin'e girmeden dön!'' Manas tanrının emrine uydu. Savaşı durdurdu.

Bahadır Manas savaştan sonra kan kokan cephede sıraya dizilmiş askerlerini kontrol etti.

Kırk yiğidin yedisi daha telef olmuştu. Vefasız dünya! birbiriyle ant içmiş erenler, birbirlerini koruyarak, düşmana boyun eğmeden canlarına kıymışlar.

''Sevgili bahadırlar! dedi Manas atından inip başını eğerek ''Asilzade alplerim, sizlerden ayrıldım! savaşta düşmana atılan ok idiniz üşüyene ateş idiniz. Gökte kartal idiniz, yerde direk idiniz! Milletimizi ve namusumuzu korumak için verdiğiniz mücadeleden razıyım.

Kırgız yiğitlerinin akan kanları mavi gökte bulut olmuş sonra da yağmur gibi yağarak yeri suluyor.

YAS

Kırgız ordusu savaşta nice yiğitlerini şehit verdi. Peşinden takip eden Çinlilerin önünü seçkin yiğitler engelliyor, düşmanları oyalayıp halsizleşen askerler epey uzaklaştıktan sonra yoluna devam ediyorlardı.

Bahadır Manas ordunun gayretini kırmayayım, itibarını düşürmeyeyim, birlik beraberliğini bozmayalım, bahadırın elbiselerini çıkartmayayım, avulu ürkütmeyelim diye gayrete gelip Kanıkeyin Kaza için hazırlayıp verdiği ilacı omuzundaki yaraya Acıbay ın sürmesini istedi.

Kırgızlar çöldeki yiğitlerin cesetlerini topladılar. Bir çukura eğer takımı ve silahları ve birlikte cesetleri gömdüler. Üzerlerine taş dikip bahadırların hayat hikayesini yazdırdılar.

Bahadır Manas çölde Er Almanbet'in tanıdık kılıcını buldu.

''Bahadır Almambet'in canı işte bu kılıçtadır. Bunu kim alacak? Buna altın saçlı Almambet gibi bakabilecek bir yiğit var mı?'' dedi. Manas kılıcı kaldırıp azalan askerlere dönerek.

Manas çoralarına keskin bir bakış fırlattı. Yiğitler yere baktılar. Kimse sesini çıkarmadı ''Kılıcı ben alayım'' diyen yiğit çıkmadı.

Bahadır manas kılıcın ucundan tutup eğerek çevirdi

Çölde her ne kadar arayıp taradılarsa da er Almambet ile Er Çubak'ın cesetlerini bulamadılar. Derken gök yeleli Bozkurt Manas lekesi olmayan koyun gözlü, çili olmayan beyaz yüzlü Er Almambetin pekine geldiğinde söylediği vasiyeti tekrar hatırladı. ''Aslan manas , can dostum, ecelim gelip ölürsem güneş görmeyen şehri bozup git, cesedimi alıp git'' demişti. Almambet.

Bahadır manas can dostum Alman Bedin cesedini bulmadan gitmeyeceğim diye orduya emir verip her tarafı arattı.

Bir anda evliya sıfatlı Er Bakay tepenin arkasından Er Almambet'in cesedini katıra yükleyip götürmekte olan çinli askerleri yakalamış olarak çıkageldi. Baktılar ki Çinliler büyük hana Almambetin cesedini müjde olarak götürüyorlardı.

Er Almambet in cesedini kucağına alan bağadır manas durmadan şiirle ağıt söylüyordu.

''Vay vefasız dünya vay. İkiz kardeşim Almanbetmi savaşta talih getirirdi. Taş kesen çelik kılıç idi. Almoş haykırıp dururken ben Pekin'i harap edeceğim diyordum. Bir orduya bile tek başına saldıran asilim Almoş beni bırakma... ''

Bu sırada Almambed'in Saralası hayvanların en akıllısı tay iken birlikte büyüdüğü sahibine başını eğerek yas tutu, ot yemedi, su içmedi zavallı hayvan.

Aslan Bakay Almambet'in Saralasını çukurdan yakalayıp getirdi.

Sonra evliya bakan Han Almambed bahadırın etlerini çelik kılıçla ayırıp belinden ayırıp üzerine kokulu bitki koyup ardıç ağacıyla gök bayrağı salarak ipekten yapılan iple on iki yerden bağladı.

Bahadır Almambed bozkurdun cesedi Saralaya yüklenirken kalabalık halk bağırdı neferler ağladılar han ağladı, gökteki bulutta, yerdeki deve yavrusuda ağladı dağdaki keçi üzüldü ağaçların başı eğildi.

Bakay Sarala'yı geminden tutup bağlayarak Almambed'in cesedini ona emanet etti.

''Kurban olayım Sarala hayvan değil arslansın. Sana kurban olayım Sarala dostum Almanbet'in cesedini sana yükledim! Başını yere eğerek yolunu kaybetmeden Almambeti Talas'a götür! Benzersiz arslan Almambet sana emanet!" dedi kahkülünden okşayıp "Güle güle Sarala" diye okşadıktan sonra saralayı yola çıkardı.

Kaplan Manas belini doğrultamadan baltasına dayanıp dizlerinin üzerine oturdu. Siyah gözlerinden yaş döküp arkadaşına ağladı.

Pekine gazaya giden Kırgız ordusu Çinlilere yenilip yiğitlerinden ayrıldı. Hanlar bayraklarını indirdiler. Ölen nice yiğidin altın ganimetlerini atlarına yükleyip yalan dünya yok ol diye üzerek önceki geldikleri yola koyuldular. .

Bahadır Manas'ın balta yarası kötüye gidiyordu. Şehit düşen candostlarının acısından canı konuşmak da istemiyordu. Dünyası karardı.

Er Bakay ata binmede zorluk çeken baygın bahadır Manas için andıç ağacından yapılmış tabut getirtip, altına kaba kumaştan yapılan yatak döşettirdi. Sonra ona Bozkurdu sıkıca bağladı. Yolculuk sırasında onu dört atlı nöbetle taşıdı.

Kanadı kırılıp, hüzünlü bir şekilde geri dönmekte olan ordunun peşinden eli silah tutmaya yarayan yiğitler takipçilerle vurkaç savaşı yaparak düşmanı oyalayıp engelliyorlardı. Yola dertli Bakay kılavuzluk ediyordu. Ordunun başı ile ayağı üç günlük bir mesafeye kadar uzanmış olup gündüz soluk almadan, gece uyumadan yola devam ediliyordu.

Beli kırılmış orduya göz kulak olan Bakay yiğitler ile akıl danışıp beklenmedik bir anda bu halimizle gitsek tüm milletin ödü patlar diye Talas'taki Kanıkey'e mektup yazıp haberci gönderdi.

"Kurban olayım Irçı oğul halkına kaplan Manas beyini Pekin'e han yaptık de. Kalmuk hanını dizgine bağladık de. Halkım bin kara kısrak ile bin siyah deve kesip hiçbir şeyi esirgemeden şölen yapsın! Er Almambet'in ak otağını Talas'ın eteğine diksinler, Aruuke giyindirilsin. Almambet ve Çubak'ın otaklarını Talas'ta karşı karşıya diksinler" dedi Evliya Bakay emrederek.

Iraman'ın Irçı oğlu haberi şarkı söyleyerek ulaştırdıktan sonra umut ile keder içinde bulunan zavallı milletin hepsi, çoluk çocuktan ihtiyarlarına kadar canlandı, sevindi.

Obanın talihi olan Kanıkey başta olmak üzere halk Er Bakay'ın söylediklerini yerine getirdi. Sevinen halk büyük şölen için hep birlikte hazırlık gördü. Kırmızı benizli kızlar kırmızı elbiseler giydiler. Saçlarına saçbağı taktılar. Geniş kalçalı gelinler başlarına yeşil eşarp öttürler, becerikli yiğitler altışar kısrak kestiler.

Fakat yalnız Kanıkey, yaşanacak üzüntü ve kederleri altı ay önceden bilen zavallı Kanıkey, halkın önünde ne hıçkıra hıçkıra ağlayabildi, ne de bağırıp için boşaltabildi. Beyaz külahlı dervişin Semetey diye ad verdiği altı aylık bebeğini bağrına basıyordu. Güneşi kararmış, kederli Kanıkey yerinde duramadı. Halkın gözünde şölene hazırlık yapıyor gibi gözüktü ama, eli bereketli yenge, yarım günlük uzaklığında bir yere kimseye farkettirmeden çukur kazdırıp üzerine çadır diktirdi. Sonra saçlarını tepesine toplayıp siyah akıtmalı yürük atına bindi, altı aylık olan Semetey'i kucağına alarak kimseye söylemeden bahadır Manas'ı karşılamaya gitti.

Han hanımı Kanıkey kerametini gösterdi, Manas'ı önce kendim bir göreyim, durumu kötü ise zavallı millet endişeye kapılır, kötü niyetli altı han kavga çıkarır, beyimi iyileşinceye kadar halkın gözünden uzakta bakayım diye, koytu mahaldaki sefer evinde Bahadırı bekledi.

Er Bakay'ın idare ettiği ordu yaklaştığında zavallı Kanıkey Semetey'e emziği vermişti, altı aylık bebek baş ağrıtacak şekilde bağıra bağıra ağladı.

Çocuğun sesini işitince ardıç ağacından yapılan tabutta gözünü açmadan hareketsiz yatan kaplan Manas başını kaldırıp iki eline dayanarak Bakay'a çevirildi.

"Canım amca, bağırıp ağlayan bir çocuk sesi geliyor. Ölmek üzereyken göreceğim oğlumun sesi olmasın! Herhalde yengen Kanıkey karşılamaya çıkmıştır! Gök yeleli bozkurdum Bakay bir baksana!"

Er Bakay bağırıp ağlayan çocuk sesinin çıktığı yöne doğru hareket etti. Çocuğun sesini işitince gayrete gelen arslan Manas süvariyi durdurup tabuttan indi. Sanki savaşa gidecekmiş gibi ok işlemez zırhını giydi, kutsal beyaz kemerini kuşanıp yedeğe alınmış yürük Narbudan'a bindi.

Bahadır Manas atına binip arslan gibi kurulup otururken güzellerin güzeli, dişilerin en nurlusu, altın kemer kuşanmış sevgili kadın Kanıkey oğlunu alarak bahadırın karşısına çıkıverdi.

Han hanımı Kanıkey, güzelliğiyle insanı hayran bırakan zavallı Kanıkey Akkula'yı göremedi, bahadırın renksiz yüzünü gördükten sonra kederlenerek şöyle dedi:

"Yüce soylu efendim, padişahım, kuşların ulaşamadığı, tulparın ayak basmadığı o gidişi var dönüşü yok büyük Pekin'den sağ salim döndü mü? Yiğitlerin dönemedi diye ağlamadan gayrete gel bahadır. Acılara yenik düşme beyim, Talas'a geldiniz, milletiniz esendir.

Hanımı moral verdikten sonra Han Manas şöyle dedi:

"Hanım, yüreğimi parçalama, yaramı açma. Böyle diyeceğine ölmek üzereyken sahip olduğum oğlumu getirsene, han ana.

Han Manas'ın sözüne alışık olan bahtsız Kanıkey bu isteği kabul etmedi, beşikteki ay gibi parlayan bebeğini bağrına bastı ve onu beyine vermedi. Bunun sebebi şuydu: Bahadır tuttuğunu koparan arslan gibiydi. Ateş gibi yanan gözünde siyah bir beni vardı. Yüzü korkunçtu. Ona bakan kimse sağ kalmazdı. Bunu farkeden Han Manas, Kanıkey'e gülümseyerek kamçısını uzattı, Kanıkey bahadırın kampçısını altı aylık bebeğinin alnına hafifçe dokundurdaktan sonra geri verdi.

Bahadır, masum bebeğinin alnına değen kampçıyı derin derin koklayarak kuvvet buldu:

"Tanrım, sonunda dertlerimi şu oğlumu göstererek giderdin! Senden razıyım ey yaradanım! Şu çocuğu kendin verdin, kendin koru! Babasının şerefini alsın, halkına direk olsun!" dedi Manas ellerin göğe doğru açarak.

Yol boyunca talihsiz Kanıkey ana, deprem olmuş gibi sallanıp, gözlerinden bahar yağmuru gibi yaş döküp ağladı.

Bakay'ın söylediği gibi Talas'ın eteğine Er Almambet'in ak otağı dikilmişti. Merak içindeki milleti gören bahadır Manas atının başını Almambet'in otağına çevirdi, gözyaşlarını tutamadı. Altın çerçeveli baltasını başında tutarak böğürüne dayadı ve uzaktan bağırarak ağıt yaktı:

"Zavallı ikizim, Almambet'i kaybettim, ayaş. Ona iyi bakamadım, kanadımdan ayrıldım, ayaş.

Dünyaya, Büyük Pekin'e merak salıp bahadırlarımdan ayrıldım, ayaş. Bahadırımı kaybedip ben nasıl yaşarım, ayaş. On sekiz bin alem elimdeyken, Almambet hayattayken niye ölmedim, ayaş..." Manas ağlarken su boyundaki huş ağacı söğütler ve bütün millet ağladı.

Er Almambet'in hanımı, siyah giyinen Agınay kızı Aruuke bağırıp çağırarak şiirle ağıt söyledi.

"Dağdaki hesapsız at sürüsünde kısraklar ile yürük atlar karışıktır. Beni acılar içinde bırakıp nereye gidersin, beni de al yanına efendim." .

Bahadır Manas, Er Çubak'ın, Er Sırgak'ın otağına varıp yere mızrağını sapladı, hıçkıra hıçkıra ağladı.

Han Manas'ın ağladığını görünce bahadırların siyah giyinen kadınları saçlarını dağıtıp, ay gibi yüzlerinden kanla karışık yaş akıtıp ağladılar.

At üzerinde acı acı ağlayan Manas'ı çevreleyen halktan hiç kimse "ağlamayı bırak" demeye cesaret edemedi.

Deminki zavallı Kanıkey, Han Manas'ın önüne gelerek onu teselli etti.

"Yüce soylu efendim, başını kaldır, hasret bitmez, öteki dünyaya giden ikizler öfkelensen de geriye dönmezler. Bahadırım, bu dünyada her şeyi yolunda giden kimseler de yaşadı, senin gibi han da yaşadı. Dünyanın hali budur, ölene ağlasan da fayda etmez."

Diye Kanıkey, bahadır Manas'ı koltuğundan tutarak attan indirip kapılı kaleye, han karargahına götürdü.

Yüce soylu Kanıkey, Manas'ın boynuna baltanın değdiğini ve onu yaraladığını gördü. Bakay ile akıl danışarak bahadır herkesten uzak dursun diye, Muzdak başındaki Muz-Cayloo denen serin tepeye geçici olarak taşındı.

Duyarlı kadın Kanıkey, Batıya ve Doğuya mahsus adam gönderip hastalığa şifa veren en iyi ilaçları getirtti. Bin çeşit bitkiden yapılmış ve kaynatılmış ilacı bahadırın yarasına sürdü Kanıkey.

Bahadır Manas'ın yarası iyileştiğinde pınar gibi canlandı, acıları dinip gözleri faltaşı gibi açıldı, gün geçtikçe iyileşmeye başladı.

Han Manas eski haline geldikten sonra, sonbaharda, Talas boyunca yerleşti. Han Manas yokken acı çeken halkın gamını yine bahadır Manas aldı. Şehit veren evlere at ve kurbanlık verdi, evi olmayana ev yaptırttı, fakirlere elbise giydirdi.

Günlerden bir gün şafak sökerken bahadır Manas ak obanın tepesinde Tanrıya ibadet ederek sükunetle oturuyordu. Güneş ışınları yere ulaştığında uzaktan bir karaltı gördü. At dese at değil, insan dese insan değil, hayalete benzeyen bir hayvan karargaha doğru geliyordu.

Bahadır Manas, Taybuurul'u eyerleyip bir şey ezmiş gibi karaltıya doğru hareketlendi.

Bahadır Manas bir et bir kemik kalan, hayalet gibi şaşkın gelmekte olan ata yaklaştığında bağırıverdi: "

"Kurban olayım Sarala, sen miydin?" kahkülünü okşayıp hıçkıra hıçkıra ağladı gökyeleli Bozkurt Manas.

İt-Ölbös'ün çölünde yiğitlerini kaybedip acılara boğulan bahadır Manas'ın emanet olarak yüklediği Almambet'in cesedi Sarala'nın üzerinde duruyordu.

Sarala'nın kuyruk kılları bol ve dağınıktı. Hayvanların en akıllısıydı, konuşacak dili olmayan bir zavallıydı, üzüntülü gözlerle Manas'a dik dik baktı, sonra Taybuurul ile koklaştı. Sarala bir hayvan olsa da bir yudum su içmeden, otlamadan, dinlenmeden, düşmanın gözüne görünmeden, nice dağlardan, geçitlerden geçmiş, Talas'a ulaşmak için çok yol yürümüştü. Almambet hayattayken zıplayıp oynayan Sarala'nın uzun yolculuk sırasında her yeri yağır olmuştu. Bitkin düşmüş yelesinden ve kuyruklarından ayrılıp garip kalmıştı.

Han Almambet'in cesedini sağ salim ulaştıran mübarek tulparın boynuna sarılarak acı acı ağlayan bahadır Han Manas Sarala'yı yedeğe alıp ak otağa getirdi.

Han Manas'ın davulu çalındığında halk acele ak otağa toplandı. .

Er Almambet'in cesedini bahadır Manas Çeç-Döbö'ye, Kırgızların adetine göre başını Pekin yönüne çevirip gömdü. Sarala da bahadırı ile birlikte gömüldü.

Bahadır Manas, Er Almambet'in otağına ağlayarak geldi.

"Zavallı ikiz kardeşim, hesapsız düşmana tereddüt etmeden saldıran Almambet dostum, sensiz nasıl yaşarım. Siyah çerçeveli baltayı artık kim kullanacak, mahvolası Pekin'in yoluna artık kim kılavuzluk edecek? Almoşçığım öldükten sonra ben nasıl yaşarım? Yüce soylu Almambet arslanımı kara toprağa nasıl veririm?" Bahadır Manas Almambet'in otağında kah safra kusup bayılıp, kah ayılıp acı acı ağlıyordu. Bahadırın durumunun fenalaştığı belliydi.

Kaplan yenge Kanıkey Manas'ın haline görünce başını eline alıp ağladı.

"Dünya fanidir, beyim! Ben zavallıya söyleceğini saklamadan söyleyiver, böyle kusman normal değil, ben bahtsızı dertte koyacaksın Bahadırım, yaranın durumunu bana anlat?" .

Cesur gökyeleli bozkurt Manas kımıldamadan şöyle dedi:

"Hanım, ben geniş Pekin'in civarında, şafak sökerken güneşe doğru sükunetle oturuyordum, nöbetçi yiğitler uyuyakalınca Kalmuk hanı Kongurbay üzerine balta vurup gitmişti. Herhalde baltanın ucu kemikte kırılıp kalmıştır. Sırdaşım Kanıkey bir baksana.

" Bunu duyunca kendini kaybeden Kanıkey:

"Vay beyim, belindeki yarayı iyice görmeyen gözlerim kör olsun!" diye ağladı. Han ordugahına Bakay'dan başka kimse girmedi. Bahadırın fenalaştığını obada kimse bilmedi.

Ateşi yükselen Bahadır Manas'ı bi-çare kadın yüzükoyun yatırıp baktı. Bahadır Manas'ın yarası morlaşıp şişmişti. Ak çelikle bahadırın yarasının ağzını göz ölçüsüyle deliverdi. Bahadırın belinden kan ile safra aktı. Bahadır Manas kendine gelip biraz da olsa rahatladı.

"Talihim, bir az daha dayan. Baltanın ucunu çekmeye çalışayım." Biçare yenge Kanıkey ucu gözüken çeliği dişiyle ısırıp çekti. Kemiğin açılan ağzından siyah safra aktı, amudu fıkarığı tamamen çürümüştü.

Bahadır Manas konuşmaya başladıysa da başı döndü, vücudu sızladı, belini kımıldatamadan hareketsiz yatakaldı.

Bi-çare kadın Kanıkey başına kara günlerin geldiğini, beyinin iyileşemeyeceğini anladı. Gayrete gelerek evliya Bakay ile akıl danıştı.

Er Bakay'ın yanına oturup derdini anlattı.

"Akıllı amcacığım, yaratandan kısmetim bu kadarmış, talihsiz biriymişim, ama beyim ile yaşadığım için çok memnunum. Padişahım şu anda zorda, eğer bir gün bahadırın gözü kapanırsa, arkasından yolunu devam ettirecek olan oğlu daha küçücük, koparanları birbirine bağlayan bahadırın destek olacak yakını kalmadı, tahtına geçecek kardeşi, yüce soylu arslanları kalmadı. Kıskanç necis hanlar, kötü niyetli kardeşleri var. Bunu nasıl yaparız? Bu derdi Manas'a söyleyelim mi? Bunu duyarsa suratı asılır mı, yarası kötüleşir mi acaba? Ne yapalım? Açıkca söyleyin amca?" Kanıkey bahadırıyla dost olsa da kayın birader gibi saygı duyduğu Bakay'a ilk kez böyle dikilip baktı.

Evliya sıfatlı Bakay söyleyeceklerini söyledi.

Kanıkey ile Bakay Manas'ın huzuruna geldiler.

Kanıkey cesaretlenerek beyinin alnına avucunu koyup bahadır Manas'a dertli dertli şöyle dedi:

"Canımız bir sırdaş beyim, huzuruna Bakay amcan geldi. Gökyeleli bozkurdum beyim gözünü açıp başını kaldır! Kötülük olmadan iyilik olmaz, bu yalan dünyadan gitmeyen kim var, açık söylediğim için küsme, aklın varken vasiyetini söyleyiver padişahım. Arkandaki oğlun daha küçük, kardeşlerinin hepsi düşman, bir gün başımıza dert gelirse ben bir dul olarak ne yapacağım? Aklında yatan biri var mı? Felek çark edip zorda kalırsak bayrağı tutan kim olacak?"

Bahadır Manas başına çift yastık koydurduktan sonra şöyle dedi:

"Hanım eğer ecelim gelip ölürsem Küyük'ün geçidinden geçerek baban Temirhan'a doğru kaç. Hanı ölen kadın için en uygunu baba evidir. Bu Talas sana mekan olmaz. Abike, Köböş ve altı necisin niyeti kötü. Babam Temirhan'a gittiğinde Semetey'e nazar değmemesi için onu köpek ayağından geçir, kılıcın tığından atlat, arkadaki saçlarını kesip kardeşin İsmail'e evlatlığa ver. Boynuna muska tak. On iki yaşına girinceye kadar babası hakkında bir şey söyleme, annesi hakkında da bir şey duymasın, yaşı on ikiye geldikten sonra Talas'ı göster. Ruhum ölmezse onu yolunda karşılayıp bakacağım. Nazlım, kimseye bildirmeden kazmayla mezarımı kaz. Bakay amcamla ikiniz kimsenin bilmediği bir yere gömün." Bahadır Manas, bu arada yorulunca su içiyor, acısı tuttuğunda Çin ilacını omuzuna sürdürtüyordu.

Nazlı Kanıkey kimseye söylemeden, kimseye farkettirmeden, necise göstermeden milletten gizleyerek, kuşkulananları kandırarak Manas'a yalnız kendisi baktı. Hatta kırk çoranın yiğitlerine bile sır vermedi.

Bahadır Manas, halkın bülbülü Han Bakay'ı yanına çağırıp candostlarıyla, yakın akrabalarıyla hanlar ve bahadırlarla gözüm açık iken bir görüşeyim diye hepsine gizlice haber gönderdi.

Bahadır Manas'ın gözleri genişçe açılmıştı. Pıhtı pıhtı kara kan kusuyor dermanı tükeniyordu. Kah bayılıyor, kah ayılıyordu.

Derken yular gibi saçlarını tutup ağlayan yenge Kanıkey'e bahadır Manas şöyle bir ricada bulundu:

"Canım, yay okunun ulaşamadığı, çelik ucunun delemediği, kasırganın tesir edemediği Akolpok'u üzerime ört. Nice savaşlarda giydiğim Akolpok'la kendimi avutayım, beni kem gözlerden korusun! Kanıkem, Akolpok'a yayımı da asıver. Emanet canım çıkıncaya kadar namus için, milletimi korumak için Kakançin'i altüst ettiğimi hatırlayayım. Kanıkey, gökten inen beyaz keseyi kan içmedikçe kınına girmeyen kılıcımla birlikte asıver. Sırdaşım, düşmana uzattığımda ay gibi parlayan sırlı mızrağı elimin ulaştığı yere koyuver. Gözüm açık iken bununla teselli bulayım." dedibahadır Manas boğuk bir sesle. Amcası han Bakay'ı yanına alan gökyeleli bozkurt Manas şöyle dedi:

"Evliya Bakay amca, Han Manas öldüğünde toplanan halktan ve avuldan uzak dur, deve güdüp tepelerde dolaş. Celmayan ile boz buğranın boynuna muska takıp hanımdan yadigar kaldı diye yettim Semetey'in devesine bakıver.

Amca, çaylağı besleyip kuş kıldım, dağılan halkı toplayıp millet kıldım, yavrukuşunu eğitip alıcı kuş kıldım. Ben halkımdan razıyım. Kusurum olmuşsa küsmeyin. Kalabalık milleti toplayıp, gözü açık yiğitlerine kendin baş olup beni kara toprağın koynuna, Tanrıya ver."

Bahadır Manas vasiyetini hanımı Kanıkey ile Er Bakay'a söyledikten sonra dili tamamen tutuldu.

Han Manas'ın altın yularlı, yürüşüne hayvan, koşmasına rüzgar ulaşamayan Celmayan karanarı Ak otağın yanında, bahadırın yattığı tarafta çöküp, boynunu uzattı. Gözlerinden yaş akıtarak yattı.

Akkula öldükten sonra, bahadır Manas Karaça'nın kızı Saykal'ın hediye verdiği Taybuurul'u beğenip savaşta binmişti. Derin çukura rastgelse de duraklamadan koşup geçen kır at bahadırın Ak otağının önündeki altın direğe kendisi gelip yedi gün ot yemeden, kımıldamadan yas tuttu zavallı hayvancık.

Han hanımı Kanıkey dili tutulan, bir kelime bile söylemeyen Argın hanının oğlu Acıbay'ı çağırıp danıştı.

"Altmış türlü dili bilen, Peygamber sıfatlı amca, bahadırın görecek günü, içecek suyu bitti. Şimdi can çekişmektedir. Amcacığım, geniş dünyam daraldı, yanan ateşim söndü. Artık ağıtlar onu geri getirmez, ağlamak fayda vermez. Gayrete gelelim. Hanını hürmetiyle gömmek boynumuzun borcudur. Han Kökötöy'ün aşından daha mükemmel bir aş verelim. Dünyanın her tarafına haber ulaştıralım." dedi Kanıkey.

Acıbay haber vermeyi kabul ettikten sonra, Kanıkey dünürlerine, iyi niyetli hanlara, ünlü beylere, komutan dostlarına haber ver, Han Manas'ın aşına hazırlanın diye ayaşlarına derdini anlatıp mektup yazarak Cet-kayt'a kadar git diye yedi gün mühlet verdi, yiğit elbisesi giydirdi, yürük at seçtirip yolcu etmeye hazırlandı.

Acıbay haber vermeye pek istekli gözükmeyerek Kanıkey'e derdini anlattı:

"Kanıkey yavrum, söylediklerimi yapacağım, her yere haber vereceğim. Bindiğim bu Kartküröng'ün tuynağı eskimiş, arkamdan düşman takibederse bu at beni mahvedecek. Yavrum, Taybuurul'u versene, bineyim."

Kanıkey gözyaşlarını tutamayarak, yüreği sızlayıp Taybuurul'u vermeye razı oldu.

Ak otağın ortasındaki altın direğe bakıp başını yere eğip duran Taybuurul Acıbay'ı yaklaştırmıyor, eğeri takmasına izin vermiyor, yedeğe alsa da yürümüyordu. Bahadıra yakın olan Buurul atın, bir kötülüğü, bir felakati sezmiş gibi efendisine yas tuttuğunu gören Kanıkey'in gözleri boşalıverdi.

Sonunda Acıbay yürüyüşü, koşuşu tanıdık Kartkürön'e binip çok uzaklara kadar gidip haber ulaştırdı. Yılmayan Acıbay kırk günlük yolu yedi günde katedip, haberi yerlerine ulaştırdı,

düşman hanlara ayağının sesini bile duyurmadan belirlenen günde Talas'a döndü.

Bahadır Manas'ın bütün işleri Kanıkey'e kalmıştı. Becerikli yenge Kanıkey'in sezdiklerini sezen, bildiklerini bilen yiğit yoktu. Simsiyah uzun saçlarını tepesine toplayıp, haber verdiği hanlar, beyler, kuvvetliler gelinceye kadar hasta yatan Manas'ın işlerini gördü. Altı yüz at hazırlatıp Andican'dan kovalarla toprak getirtti. Yedi bin keçi yünüyle inek yününü karıştırıp altmış pehlivana çiğnetip, kerpiç hazırlatıp beyimin mezarı yedi asra kadar bozulmasın diye özel bir mezar yaptırttı. Usta ressamları çağırıp mezar içine Akolpok giyen, Akkulaya binen Bahadır Manas başta olmaz üzere on iki hanın, kırk çoranın, kuvvetli yiğitlerin resmini yaptırdı.

Zavallı kadın Kanıkey kimseye bildirmeden, kimseye gözükmeden Celpiniş Urum halkından yetmiş usta getirtip "aslimi açık gömersem altı düşman han kin besledikleri için mezarı açıp öc alırlar" diye Eçkilik'in Kara-Zoo denen yerine Manas'ın mezarını kazdırdı, ağzını tek kişi girebilecek şekilde yaptırdı, içerisini ise altı bin koyun sığabilecek şekilde yaptırdı. Tavan düşmesin diye altına direk yerleştirdi, mermer taştan kandil yaptırdı, akan suyu mezarın içinden geçirdi, altından yatak yaptırdı, üzerini kumaşla örttürdü. Altı çürümesin diye ardıç ağacının külünü döktürüp, kendine göre yatacak yeri hazırladı. Köleler sırrı aşikar etmesin diye yetmiş köleyi tamamen ortadan kaldırttı.

Han Manas'ın aşına haberin ulaştığı yerlerden dostlar, tanıdıklar, ünlü bilgiçler arda ardına gelmeye başladılar.

Ceti-Suu'da yerleşen halkın atası olan ihtiyar, şu anda doksan beş yaşında idi. Milleti duasıyla zenginleştiren, tedbirli; halkın gönlünü kıracak iş yapmayacak kadar akıllı, kara Hıtay'ı idaresi altına alacak kadar yiğit Katagan Han'ı Koşoyhan Manas'ın aşına hizmet etmek için erkenden geldi.

Keng Alay'a yerleşen, dokunduğunu sağ bırakmayan kibirli Er Töştük de eski dostumun aşında altmış gün hizmet edeceğim diye geldi.

Aşağıdaki Urum denen halktan, yani kırk günlük yerden hareket eden Urumhan'ın oğlu Kökbörü, candostum hayatta ise elini sıkayım, oğlu Semetey'i görüp geleyim, hiç olmazsa ayaştan özür dileyim diye sarı altın, beyaz gümüşü atına yükleyip, Narbuudanını koşturup yanına hanımını ve on iki yaşında bir yiğit olan, eski elbise giymiş Koyonalı denen bahadır oğlunu alarak geldi. Koyonalı'nın yaşı küçüktü ama, bir arslan gibiydi, benzersiz alpti, nehir gibi kan akıtan, düşmanlarının canına okuyan kaplanın da kendisi idi. "Bahadır ayaş atama kendim hizmet edeyim, aşının başında durayım" diye bileklerini sıvayıp işe girişti.

Acıbay'ın haber vermesi üzerine, Manas'ın kıymetli dostlarının ardından Oyrat hanı Karaç'ın arbedeci kızı Saykal da siyah saçlarını topuz şeklinde toplayarak Manas'ın kırk günlük aşında hizmet edeceğim diye geldi. Şımarık Saykal, Han Manas'a küskündü, Manas'la boy ölçüşmüştü, sonunda barıştığı bahadıra kıyamadı, rahat edemedi. Bastığı yerden toz duman, baktığından can çıkaran bu kız, bir zamanlar yapılan mızrak kavgasında Kırgız'ın beli kırılır diye bahadır Manas'a mızrak vurmaya kıyamamıştı. Mazeyil'de yerleşmişti, geniş Turfan'da kışlardı.

Bahadır Manas gözünü açtı, son bir kez kendisine gelip başında sızlayıp duran Kanıkey'e sordu:

"Hatun vedalaşma zamanı geldi. Kaçınılmaz an geldi. Ahret dostlarımla son bir kez görüşeyim, yiğitleri buraya çağır." dedi, bahadır Manas, yastığa yaslanıp oturarak

Otağın kapısını Kanıkey açtı.

Bahadırın Otağına Bakay, Koşoy başta olmak üzere on iki hanı, çoraları, köleleri, dostları girip bir bir vedalaştılar.

Bahadır Manas ağlayan yiğitlerin iniltilerini eliyle işaret ederek bastırdı.

Bahadır, sanki öteki dünyaya gitmeyecekmiş gibi, kıyamet gününü görmeyecekmiş gibi, ne kaşını çatıyor, ne üzülüyordu, acı çektiğini belli etmeden, gayretinden hiçbir şey kaybetmeden dağlardaki kartallar gibi oturuyordu.

Zavallı yenge Kanıkey gökyeleli Bozkurdun dostu Kökbörü'nün on iki yaşındaki oğlu Koyonalı'yı Manas'a yaklaştırmadı, onu zor tutuyordu.

"Yapma yavrum, ayaş atan Manas'ın baktığı kimse sağ kalmaz. Gözlerinde kara beni, yüzünde zehiri var. Onun bakışlarına dayanamayan sağ kalmıyor. Sözümü dinle, oğlum." dedi yalvararak.

"Ayaş atam Manas'la görüşmeden, ellerini sıkmadan nasıl kapısında kalırım. Yüzünü görmemektense ayaş atamın peşinden gitmeye razıyım." küçük yiğit Koyonalı ayaş anasından sıyrılarak çevik bir hareketle içeri sokuluverdi, selam verip Manas'ın ellerini tuttu.

"Yolculuğunuz hayırlı olsun, han ata!" dedi Koyonalı ağlayarak.

Dönüşü olmayan yere gitmekte olan Bozkurt Manas gözlerini tekrar açıp ellerini sıkıca tutan yaramaz çocuğa bir bakıp:

"Bu pehlivanı hiç görmemişim. Kim bu?" dedi Manas keskin bakışlarla.

"Bahadırım, sözünü geri al, gözünü aç! Bu işte dostun Kökbörü'nün oğludur" dedi Kanıkey ağlayarak. .

"Kökbörü, ahret dostum, bu oğlun çok kuvvetliymiş, güçlüymüş. Talihsiz halktan biri değil, boşuboşuna akan bir sel imiş. Bahadırın yolu dar imiş, vefasız dünyaya erken gelen bir oğlan imiş. Dostum, müsaade et, öbür dünyada bana yoldaş olsun, oğlunu baha helal et" dedi bahadır Manas.

"Dostum, oğlum değil gerekirse canımı da beraber al!" dedi Kökbörü bahadır Manas'a dikkatlice bakarak.

Bahadır Manas bir daha konuşmadı, mizan topyıldızı dolduktan, yiğitlerle vedalaştıktan sonra elli iki yaşında vefat oldu.

Han otağındaki, direği altında yapılmış gök bayrağın yerine siyah bayrak asıldı.

Talihsiz yenge Kanıkey otuz iki yaşında bahadırından ayrılıp tarak değmeyen siyah saçlarını yoldu, nurlu yüzünü parçaladı. Bütün vücudu titredi, çaresizce bağırıp üzüntüye boğulan Kanıkey hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Bugün gördüğün yarın yok, böyle bedbaht dünyadır bu.

Dul kalan zavallı Kanıkey bir daha dönmemek üzere giden bozkurdun ardından şöyle (sağu sağdı) ağladı.

Oh dönüşü olmayan yere giden beyim, dağda sayısız atların kaldı. Onlara bakıverin çocuklar. Beni cehennemde bırakma, beraber götür, bozkurdum. Siyah çerçeveli baltanı kıvırmadan kim yapabildi? Hiçbir şeye doymayan Argın, kırgız halkını kavga ettirmeden kim idare edebilir? Beni bu acılara koymadan beraber götür Bahadır beyim" diyordu dertli Kanıkey.

Bahadır Manas'ın öldüğü gün yer sallandı, parlayıp duran güneş tutuldu, altı gün simsiyah karanlık oldu, ay çıkmadı. Gökte bulutlar ağladı, yerde kuşlar ağladı.

Bu sırada bahadır Manas'ın yattığı yere çöken Karanar'ın yanına Kumbulak'ın deresinden bulup getirilen Kumayık da yattı, hiçbir şey yemeden insan gibi kendi kendine uludu.

Han Manas'ın Akşumkarı (sungur) altın iplerini parçalayıp göklere çıktı. Ak otağın üzerinde yedi kere döndükten sonra son bir kere daha öterek gözden kayboldu.

Ak otaklar siyaha büründü, halk yas tutup siyah giyindi.

Ak otağa ulaştıklarında sağ taraftan on bin, sol taraftan on bin yiğit alnına siyah bağlayıp, yolun iki kenarında diz çöküp durdular. Ortada geniş yol bırakıp, dağları sarsacak bir şekilde ağladılar. Uzaktan bahadırı görmeye gelenler kederlenerek ortada bırakılan yol ile ak otağa ulaştılar. Bahadır Manas'ın cesedi kırk kanatlı üç ak otağa konuldu, birbirine bitişik olsun diye otakların sırıklarından birer tanesi sökülmüştü.

Fitneci, gözlerinden kurnazlık okunan Abike, Köböş ve Altı Necis tepeden geç indiler. Halk görsün diye ara sıra hüngür ağlıyor gibi yaptılar. Fakat ne gözlerinde yaşı, ne de gönlünde bir kaygısı vardı. Sanki düğüne gelmiş gibi kendilerince gülüyorlardı, dalga geçiyor gibi konuşuyorlardı.

Han Cakıp'ın küçük hanımının oğullarından kinci Akibe ve Köböş'ün suratını gören cesaretli kadın Kanıkey, beyimin cesedini gömünceye kadar neler olur acaba, evde çıkan yangın, kendi içinden çıkan düşman kötü olur, şimdiden hanlığı paylaşmaya kalkışmasınlar diye ne yapacağını şaşırıp, kan ağlayıp beşikteki Semetey'i kucağına alarak altı necise mahsus gösterdi.

"Oğullar, direğinizden ayrıldık. Dağların doğanı uçtu gitti, oğullar! Bayrağı tutan hanımızdan ayrıldık, oğullar! Benim gibi zavallının çekeceği varmış, oğullar! Efendimiz yokken Ak Otak yağmalanmasın oğullar. Kadere çare yoktur, ağanız öbür dünyaya gittiyse de bu dünyada sizin gibi kardeşleri kaldı. Hanı ölen Kırgızların devlet kuşu uçup, bereketi kaçıp ateşi sönmüş diye düşmanlar bizimle alay etmesinler."

Efendimiz yokluğunda, başı yok diye, hayvanlarımızı dağıtmasın, kıyım yapmasın, matemli halka eziyet etmesin. Sizden başka kimim var ki benim? Destek olacak sizsiniz, halkı idare edin, danışarak iş görün. Han ağanızın cenazesini hürmet ile toprağa verelim, ruhu şad olsun."

Kanıkey ağlayıp dururken, terbiyeli, iyi niyetli doğan Abike, azimle işe girişip, telaşa kapılan halk arasında dolaşıp, çığlıkla ağlayarak taziye için gelenleri özel olarak dikilen çadırlara alıp konukları evlere paylaştırdı.

Kötü niyetliler ölü için adak verme işleri umurumda olmadan, kendileri konuk olarak sakin sakin oturdular.

Karanlık basarken, halk uyumaya çekilirken, asil kadın Kanıkey endişeli bir halde amcası Koşoy'a vardı.

Amcacığım, bahadır Manas kardeşinizin pekçok insana dili ile, pekçok insana eli ile dokunmuştu. Pekçoğu hala yaşıyor. Manas'ı mezara koyarsak, mezarı açıp öç almasın. Şimdi bunu nasıl yapsak acaba?" dedi Kanıkey akıl sordu.

Han Koşoy, Han Bakay, Er Töştük, Er Kökbörü, Bahadır Koyonalı olmak üzere Kanıkey'le akıl danıştılar.

Karanlık gecede bahtsız zavallı Kanıkey akıl danıştığı yiğitlerle Han Manas'ın cesedini yıkayıp, kefene sardı, tabuta koyup, üzerine kilimle örttü. Bahadırın cenazesini kırk mollaya kaldırtıp kendisi yol başlayarak önceden hazırlattığı mezara götürdüler. .

Manas daha ölmeden hazırlanan mezarı gören yiğitlerin hayretten ağızları açık kaldı.

Bu sırada Katagan Hanı Koşoy, Kanıkey hatuna altmış kere yalvarıp yakarıp şöyle dedi:

"Kanıkey evladım, sana kadın diyen kör olsun, sana dişi diyenin işleri batsın! Hasiyetli Manas'ın ruhu sana destek olsun,Soyun devam etsin, dileklerin makbul olsun."

Derken erenler Tanrıya dua edip çukurdan çıktılar.

Erenler Manas'ın cenazesinin yanına kılıçlarını koydular, sonra dağın ağzını kapatıp sabaha karşı kimseye farkettirmeden karargaha döndüler.

Sadece sözde değil, işte de becerikli olan arslan Bakay kavak tahtasından Manas'a benzeterek bir maket yaptırdı. Onu kumaşa sarıp, sepilenmiş deri ile yapıştırdı, üzerini beyaz keçeyle örttürüp tabutuna koydu. Her şey çoktan hazırlandı.

Yalandan ağlayan akrabalar, nesildaş, altı necis Manas'ın tabutunu kapışarak kaldırıp, han Manas'ın yalandan hazırlanmış mezarına götürüp kuru tahtayı gömdüler.

Er Koşoy, Er Bakay, Er Töştük, Er Koyonalı Kanıkey'in yanında yas tutup oturdular. Bu dünyadan göç eden arslanın aşını muhteşem bir şekilde verelim diye ak buğday ununu çiğneyip, Kelime-i Şahadet okuyup, antlaşarak geri dönmeye başladılar.

Han Koşoy'un Zühre yıldızına benzeyen iri gözlerinden akan yaşları beyaz sakallarından sızarak atının yelelerine düştü. "Yaşacağını yaşamış olan beni niye almadın Tanrım?" diye dertli dertli ağlayarak yurduna döndü Han Koşoy.

Geniş Talas'ı sarsacak şekilde "Yer altında yaşarken Manas gibi arslan'ı görmedin, yer yüzünde yaşarken de Manas'a denk geleni görmedim, vefasız dünya. Bahadırımla birlikte niye ölmedim?" diyen Er Töştük de yerine döndü.

Han Manas'ın kıymetli yârı olan, siyah giyen Saykal parlayan beyaz yüzlerinden kan çıkarıp, toplanmış saçlarını dağıtıp, kan karışık akan yaşlarını atının dizgininden sızdırıp, kırk çorasını peşine alıp ağıt yakarak kendi obasına ulaştı. Karagâhına varınca Manas'ın ölümüne çok üzülen babası haysiyetli Karaça "Manas adlı arslana üzülmemek elde mi?" diye yas tutup altmış kadına ağıt yaktırdı. O gün Saykal, geceyi geçiremeden bu dünyadan göç etmişti. Saykal'ın cesedi karargâhında bulunamadı. Basiretli evliyalar: "Tanrının sevgili kulu Saykal halkıyla vedalaştıktan sonra sevgili dostu Manas'a gitmiştir." dediler.

Gökyeleli bozkurt Manas ile sevgili dostu olan Urumhan'ın oğlu Kökbörü yadigâr olarak Bahadırın çadırını almıştı. Oğluyla birlikte geri dönerken yolun yarısından düşmanlarının saldırısına uğrayıp on iki yaşındaki yalnız oğlu Koyonalı'yı kaybetti. Kökbörü, Koyonalı'nın cesedini bulamadı. Nasili Han'ın kızı olan akıllı Külnar üzülen kocasını şöyle dedi: "Gözbebeğin oğlunu candostun Manas istediğinde vermemişsin padişahın, Tanrının emriyle sırdaşın Manas'a yoldaş olmaya gitmiş oğlun." Üzülme dedi.

Bahadır Manas'ın ölümünden bir yıl geçti. Yalan dünyada nice nehirler taşıp, göller dalgalanıp, nice yamaçlar bozuldu. Yapmaya söz verdiği aşa hanlar gelmediler. Manas'ın babası Cakıp da, onun oğulları Abike, Köböş de hanlığı kapma çekişmesine girdiği için kabilenin bereketi kaçtı. Kahramanın aşını veremediler.

Tündüğü yapılmayan ak otakta yas tutan Kanıkey bahadırdan kalan tek oğlu Semetey'i bağrına basıp hüzünlü hüzünlü şiir söyleyerek ağlıyordu.

Gökyeleli kurdun atı, altın direğe mahzun bakıp duruyordu.

Han karargâhının kalesinin dışında, ıssız yerde, kara taşın üzerinde karargâha yaklaşmadan ağlaya ağlaya gözleri kararan ihtiyar Bakay, büyük bir üzüntü içinde oturuyordu.

Manas'ın hikayesi böyle olmuştur, sözümüz tamam olmuştur.


 

 
  Bugün 2 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=